11 Nisan 2020 Cumartesi

AŞKIN ÜÇ HALİ

AŞKIN ÜÇ HALİ

Paylaşılamayan kadın olarak anılan Tomris Uyar...
15 Mart 1941 yılında hukukçu anne ve baba Tomris Gedik olarak dünyaya gelmiş. Annesi ve babası edebiyata düşkün olduklarından küçük yaşlarda edebiyata olan aşkı da gelişmiş.

Ülkü Tamer



İlk evliliğini yaptığı Ülkü Tamer'le de Arnavut Kız Koleji'nde okurken yazmaya başladığı dönemlerde tanışmışlar. Okul gazetesinin başyazarı olduğu sıralarda aklında yazmaktan başka bir şey yokmuş. Üniversite de eğitimini gazetecilik üzerine tamamlamış.

Mezun olduktan sonra Ülkü Tamer'le evlenmişler.Ülkü Tamer şair, gazeteci, şairdi. Cemal Süreya ile "Papirüs" adında bir dergi çıkarıyorlardı. Kızları Ekin'in birkaç aylıkken boğulması sonucunda güzel giden evlilikleri çatırdamaya başlamış. En sonunda kısa bir süre içinde boşanmışlar.

Cemal Süreya


Ankara'da Sanatseverler Derneği Lokali'nde tesadüfen bir toplantıda aynı masada rakı içerken tanışmışlar. Tanıştıklarında ikisi de evliymiş ve evliliklerinin sonlarını yaşıyorlarmış.
Cemal Süreya Tomris için, "O bana herhalde bir arkadaşıyla, yani Ülkü Tamer’le evli ve edebiyata düşkün genç bir kız olarak ilgi gösterdi ama çok sıradan bir ilgi gösterdi. Ben de onun, sandığımdan çok daha -nasıl söylesem- daha derin demeyeyim de, daha keşfedilmeye değer bir insan olduğunu düşündüm." der.

Bazı söylenenlere göre birlikte olmak için ikisi de eşlerinden boşanmışlar. Ankara'da beraber yaşamaya başlamışlar. Herkesin bildiği hikayede buradan çıkmış.

Cemal Süreya her gün işten çıkar çıkmaz eve gelirmiş. Tomris de "Biraz çık, dolaş, arkadaşlarınla vakit geçir." der. Cemal Süreya da günden güne daha fazla geç gelirken, Tomris pencereden örtü silkelerken apartmanın önünde oturan Cemal Süreya'yı görür. Anlar ki apartmanın önünde geç kalmaya çalışır Süreya. Tomris bunun adını "Şahsiyet Rötarı" koydu.

3 yıllık ilişkileri Cemal Süreya'nın aklındakiler yüzünden bitmiş. Hatta Tomris, Cemal Süreya için, "Beni bıraktı ama rahat edemedi. Ona göre bana asla sahip olunamazdı." demiş.

Ayrılırken Cemal Süreya Tomris'e “Senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikâyen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim; benim ağzımdan kimse duymayacak” dedi ve o günden, o saatten sonra da hiç kimseye bir şey anlatmadı. 

Cemal Süreya'nın Tomris için yazdığı "SAYIM" şiiri belki de bu aşkın en güzel meyvesidir.


Turgut Uyar















Tomris Uyar , Turgut Uyar'la tanışmalarını şöyle anlatmış;
"1966 yılında ben zaten Cemal Süreya’dan ayrılmak üzereydim. O da eşinden ayrılmıştı. İstanbul’a gelmişti çocuklarıyla. Burada tanıştık. Asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha bir yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. Bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı. Hâlâ duruyor bende. Genellikle onun şiir üzerine düşünceleri, benim onun şiirleri üzerine düşüncelerim… Ve anladığım kadarıyla çok sıkışık bir dönem geçiriyordu. Yani evlilik hayatında bir süredir yaşadığı tedirginlik ve uyumsuzluk şiirini de etkilemişti, yedi yıldır şiir yazmıyordu. Esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu."

Belki de en şanslı olan Turgut Uyar'dı. Hayata onun yanında gözlerini kapatmıştı. Tomris onun için Esin perisiydi. 7 yıldır tek bir satır bile yazamamış ama Tomris'in belki de ısrarlarıyla yazmaya başlamıştı. 

1969 yılında evlenmişler ve Turgut adında bir oğulları olmuş. Turgut Uyar'ın Tomris'i kaybetme korkusu o kadar büyükmüş ki Tomris bu korkuyu bu sözlerle anlatmış;
“Turgut, her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.”

Bu aşk ise Turgut Uyar'ın hayatını kaybetmesiyle son buldu. Bu aşktan edebiyat anlamında kalan ise "BOZUK SAAT" şiiri oldu. 

Hayatını 4 Temmuz 2003 de yemek borusu kanseri yüzünden yattığı hastanede kaybetti. Türk öykücülüğünün önde gelen isimlerinden birisiydi. Öykü, deneme, eleştiri ve günlük yazılarıyla çevirileri, Varlık, Dost, Papirüs, Yeni Dergi, Soyut, Yeni Edebiyat, Yeni Düşün, Gösteri, Gergedan, Adam Öykü gibi, Türk edebiyatının önemli dergilerinde yayımlandı. 

4 Nisan 2018 Çarşamba

SİVİLCELERİNLE SAVAŞ!

SİVİLCELER!

Sivilceler maalesef çoğu genç kız için büyük bir sıkıntı. Tanıdığım bir çok erkekte sivilceden muzdarip lakin biz kızlar daha fazla rahatsız oluyoruz bu durumdan. 

Kuzenimde sivilcelerinden sorunu olduğu için beni bir kremle tanıştırdı. İsmi Sudocrem. 

Kremi bir kaç blogger başka kremlerle karıştırmışlar. Ben bu kremden başka bir krem kullanmadım. Yüzümde çok fazla bir sivilce yok ama kırmızı olan ve gözle görünür derecede büyük olan bir kaç sivilceme iyi geldiğini söyleyebilirim. 
Kullanmadan önce yüzünüzün temiz olması gerekiyor. Yatmadan önce SADECE sivilcelerinizin üzerine kalın bir tabaka halinde sürüp uyuyun. Eminim yararı olacaktır. 

Kremin fiyatı 20 lira gibi bir şey.

23 Şubat 2018 Cuma

BENİ İÇİNDEN SEV

Beni İçinden Sev


İlk olarak biraz yazarla ilgili mini bir bilgi geçmek istiyorum. Bilmeyenleriniz için Ahmet Batman; Soğuk Kahve, Sabah Uykum, Korkma Kalbim, Gökyüzüne Not, Bana İkimizi Anlat ve Beni İçinden Sev kitaplarının yazarı.

Beni İçinden Sev kitabı diğer kitaplarına nazaran biraz sade olmuş. Kitabı tavsiye üzerine aldım. Açıkçası ilk sayfalarda çok klasik bir olay örgüsü diyorsunuz. Sonunda çok büyük bir olayla bu klasikliği kapatmasını bekledim ama maalesef olmadı. Kitabın klasikliği yazarın kalemiyle biraz da olsa kayboldu ama maalesef kitaptan çok büyük bir olay beklemeyin.

Ahmet Batman çok iyi bir yazar fakat dediğim gibi 232 sayfa boyunca büyük bir şey bekledim. Sonu da fena değildi ama beklentimin altında kaldı.

10 Şubat 2018 Cumartesi

Havva'nın Üç Kızı


Havva'nın Üç Kızı

İnanca, inançsızlığa, arayışa, farklı kadınlara ve aşka dair baş döndürücü bir yolculuk...

Ben ne annem gibi dindarım, ne babam gibi kâinatın, beş duyumla kavradığım şeylerden ibaret olduğuna kaniyim. Öyleyse ben neredeyim? Ne mutlak dindarlığa, ne de mutlak akılcılığa dahil olmak isteyenler için bir başka yaklaşım, yeni bir varoluş şekli yok mu acaba? Bir üçüncü yol mesela? Kim bilir?

Şirin, Mona ve Peri…Günahkâr, İnanan ve Şaşkın. Münkir, Mümin ve Mütereddit… Böylesine farklı üç genç kadın nasıl bir araya gelebilir? Arkadaş olabilirler mi sahi? Hatta kız kardeş?


Elif Şafak'ın okuduğum ikinci kitabı. Aşk kitabında da Havva'nın Üç Kızı'nda da  gördüğüm şey size kendinizi sorgulatacak derecede büyülü kitaplar olması. Keşke ilk çıktığında okusaydım kitaplarını.

Kitap aslında daha çok Peri'nin hayatı üzerine. Geçmişten gelen bir pişmanlık var ortada... hiç bitmeyen bir pişmanlık. Bence kitabın tek sorunu sonunun havada kalmasıydı. Sonunda daha büyük bir şey beklemiştim açıkçası.

Kitabı genel olarak düşünecek olursam gerçekten okunması gereken bir kitap. Zaten Elif Şafak'ın mükemmel dili sizi içine çeken bir kitap olmasını sağlıyor. 

5 Şubat 2018 Pazartesi

AŞK


AŞK

Daha önceden neden okumadım ki? diye kendime sordum bir ara. Daha önceden hiç Elif Şafak kitabı okumamıştım ama keşke bu kitabını okusaymışım... Kitap okuyanı kalmadığı hatta ve hatta iki kere okuyanlarının olduğu bir kitap. İlahi aşkı anlatan, Şems ve Mevlana'nın arasındaki dostlukla Amerikan bir kadın olan Ella'nın hayatı üzerine kurulu. Şems'in 40 kuralından bahseden bu kitap oldukça başarılı.

Hayatınızı değiştirebilecek bir kitap. Tıpkı Ella'nın hayatını değiştirdiği gibi. Eğer okumadıysanız mutlaka ama mutlaka okuyun. 

 ‘Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?' 


Bundan uzun zaman önceydi. Bir roman düştü gönlüme. Aşk Şeriatı. Yazmaya cesaret edemedim. Dilim lal oldu, kalemimin ucu kör. Kırk fırın ekmek yemeye yolladım kendimi. Dünyayı dolaştım. İnsanlar tanıdım, hikâyeler topladım. Üzerinden çok bahar geçti. Fırınlarda ekmek kalmadı; ben hâlâ ham, hâlâ aşkta bir çocuk gibi toy...
“Hamuş” derdi Mevlâna kendine. Yani Suskun. Düşündün mü hiç, bir şairin, hem de nâmı dünyayı sarmış bir şairin, yani işi gücü, varlığı, kimliği ve hatta soluduğu hava bile kelimelerden müteşekkil olan ve elli binden fazla muhteşem dizeye imza atmış bir insanın, nasıl olup da kendine SUSKUN adını verdiğini..?
Kâinatın da tıpkı bizimki gibi nazenin bir kalbi ve düzenli bir kalp atışı var. Seneler var ki nereye gidersem gideyim o sesi dinledim. Her bir insanı Yaradan’ın emaneti saklı bir cevher addedip, anlattıklarına kulak verdim. Dinlemeyi sevdim. Cümleleri, kelimeleri ve harfleri... Oysa bana bu kitabı yazdıran şey som sessizlik oldu. 
Mesnevi’yi şerhedenlerin çoğu bu ölümsüz eserin “b” harfiyle başladığına dikkat çeker. İlk kelimesi “Bişnev!”dir. Yani “Dinle!” Tesadüf mü dersin ismi “Suskun” olan bir şairin en kıymetli yapıtına “Dinle!” diye başlaması. Sahi, sessizlik dinlenebilir mi?
Bu romanda her bölüm aynı sessiz harfle başlar. “Neden?” diye sorma, ne olur. Cevabını sen bul. Ve kendine sakla. 
Çünkü öyle hakikatler var ki bu yollarda, anlatırken bile sır kalmalı. 
A. Z. Zahara
Amsterdam, 2007

26 Ocak 2018 Cuma

DEVLET SIRRI


DEVLET SIRRI

Bir kaç saat önce bitirdiğim kitabı 1 haftadır okumaya çalışıyordum. Kitabın türü gerilim ve polisiye. Konusu ise bir Türk gazetecinin sevgilisiyle çıktığı Rusya gezisinde yetmiş yıl önce ölen büyük dedesini tanıyan yaşlı bir çiçekçi kadın ile tanışıp, Türkiye’ye döndüğünde ailesi hakkında bir kitap yazmaya karar veriyor.

Rusya’da, Türk istihbarat ajanı olarak görevliyken bir cinayete kurban giden dedesi Bekir Sami, kitabının başkahramanı olacaktır.

Dedesinin geçmişini araştırmaya başlayan Pınar, yetmiş yıllık bir devlet sırrının yeniden gündeme gelmesine sebep olur. Bekir Sami’ye ait bilgiler ÇOK GİZLİ mührü ile saklanmaktadır. Ve bu dosyanın açılması üç devletin istihbarat örgütlerini harekete geçirir.

Çiçekçi kadını bulmak için tekrar Rusya’ya giden Pınar, bir anda MIT, CIA ve FSB ajanları tarafından göz hapsine alınır.

Yazarı Osman Aysu. Kitap güzel bir kitap ama yazarın yaşından dolayı sanırım eski kelimeler fazlaydı. Açıkçası sonunda çok büyük bir sır bekledim. Çok sürükleyici bir yapısı yok bana göre. Okunabilecek bir kitap ama aman aman kesinlikle okunmalı dediğim bir kitap değil. 



21 Ocak 2018 Pazar

YABANCI

YABANCI ŞAHMERAN


Wattpad de okuyupta çok beğendiğim bir kitaptı ancak şimdi okuma fırsatı bulabildim. Yabancı ilk olarak yanlış hatırlamıyorsam 2013 de wattpad de yayınlanmaya başlandı. Yazarı Öznur Yıldırım. Üç kitap olarak çıkacak zaten 2 si yayımlandı.
Yazarın gerçekten çok güçlü bir kalemi var ama betimleme konusunda biraz boğucu noktaları var. 

Öldürülen avukatın oğlu babasının suçsuz yere öldürüldüğünü düşünüp babasının katilinin kız kardeşini kaçırmasıyla başlıyor. Ediz ve Doğa. Olaylar ikisinin etrafında dönüyor. 


YABANCI VEYL


İkinci kitaptaki sorun kesinlikle betimlemede ki tekrarlardı. Wattpad de basılan kitapların çoğunda betimleme çok az Yabancı serisini diğer kitaplardan ayıran en önemli özellik Öznur Yıldırım'ın kaleminden düşen kelimelerin fazla betimleme içermesi.




Kitabı genel olarak inceleyecek olursak; kitabın konusu kesinlikle intikam. Kesinlikle bir aşk kitabı değil. Başka bir açıdan baktığınızda psikolojik bir roman olarak da görebilirsiniz. Ediz ve Doğa'nın psikolojilerinin gerçekten kötü olduğunu görebiliyorsunuz zaten. Ediz'in dengesizlikleri ve Doğa'nın bir yerden sonra artık bunu gerçekten kabullenmesi başka bir psikolojik sorunu beraberinde getiriyor. Stokcholm Sendromu. 

İlk kitap bir çok yönden eleştiri aldı. En önemlisi kurgu sorunuydu. Bunlar ikinci kitapta tek cümleyle açıklanıyor.  Yazarın kalemi kadar kurgusu da çok güçlüymüş diyorsunuz. Bir diğer eleştiri ise tecavüzü iyi bir şeymiş gibi yada meşrulaştırılmış gibi gösteriliyor denilmişti. Bu düşünce saçma çünkü zaten Ediz bir katil ve psikolojisi darmaduman. Kimse normal hareketler bekleyemez. İntikam için önüne gelen herkesi harcayacak bir adam. 

İkinci kitapta kurgu gerçekten çok iyi bir mantığa ulaşmıştı. İlk kitapta savaşan ve çabalayan bir Doğa vardı ama ikinci kitapta yaşadıklarının ağırlığıyla çökmüş bir Doğa var. Yazım tarzı zaten güçlüydü ama ikinci kitapta daha da sağlam bir şekilde yazmış. Eleştirilerde de kendini tekrar etmesi vardı. Bir yerden sonra gerçekten boğucu olmaya başlamıştı. Aynı kelimeleri sürekli tekrarlaması sıkıcı geldi. Bir yandan da Doğa'nın iç dünyasını yansıttığı için bu kadar karamsar ve tekrarladığını düşündüm ama sayfalar ilerledikçe çok boğdu beni.

Son olarak da kitabı 13-14-15 yaş hatta 18 yaş küçükler okumamalı diye düşünüyorum. "Ediz beni de kaçırsın" gibi yorumlar yapıldı bu yaş grubu tarafından. Düşünceleri ve karakteri oturmamış gençler bu kitabı okumamalı.

21 Aralık 2017 Perşembe

Piraye'de Nazım Olmak

Piraye'de Nazım Olmak


Nazan Arısoy tarafından yazılan bu harika kitap, Piraye'nin Nazım'a olan o büyük aşkını anlatıyor. Gerçek bir aşk hikayesi okumak isterseniz, Nazım Hikmet'e veya Nazım'ın kadınları olarak anılan kadınlardan biri olan Piraye'nin aşkını merak ediyorsanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.

Nazım Hikmet'in aşka aşık bir adam olduğunu çoğu Nazım okurları bilir zaten. Nazım bir kadına baktığında kadına değil de; kadının onda oluşturduğu hislere, o yangına aşık olurmuş. Durum böyle olunca o yangın yerine küllerini bırakınca bir rüzgar eser ve küller yerinde başka bir kadına ait yangın alevlenirmiş.

Nazım'ın çoğu şiiri de Piraye'yedir zaten. Onun şiirleri Piraye dilindedir. Başka kimsenin anlamadığı anlayamayacağı bir dil. İnsan Piraye'nin mektuplarını okudukça nasıl kıyılır böyle bir sevdaya diyor. İnanın bu kitabı okursanız Piraye'nin mektuplarında Piraye'yle birlikte ağlayacak, onunla birlikte tekrar tekrar Nazım'ın o deniz mavisi derin gözlerine aşık olacaksınız. O'nunla birlikte Nazım'a küsecek, mavi gözlerine dayanamayıp tekrar affedeceksiniz.



Kısaca Nazım Hikmet'ten bahsetmek gerekirse; kimine göre vatan haini, kimine göre ise Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi evrensel şairlerinden. İdeal komünist bir beyefendidir kendileri. Kuşkusuz kadınlarını kendine çeken o derin deniz gözleriydi. Komünizm propagandasında tutuklanıp ceza evine gönderilmiş ve aftan yararlanarak tekrar çıkmış daha sonrasında ise Rusya'ya gitmiş. Bir nevi kaçtığını söyleyenler de var elbette. Daha sonra da Sofya, Moskova ve Varşova'da yaşamış. Bu derin deniz gözlü şairimiz 1963 yılında Moskova'da vefat etmiş.



Piraye'miz ise babasının istekleri üzerine diş hekimi olmuş. Üniversite'de tanıştığı yakın arkadaşıyla evlenip, iki çocuk annesi olmuş. Nazım'la tanıştıran o büyük aşkın yapıcısı Nazım'ın kız kardeşi Samiye'dir. Nazım'a ilk gördüğü anda vurulmuş zaten ama Nazım'ın ailesi Piraye'yi kendilerine uygun görmemişler. -İki çocuğu var diye- Gönülün ferman dinlemeyeceğini bildiklerinden 1935 yılında evlenmişler.
16 yıllık evliliklerinin sadece 3 yılı beraber geçmiş. Nazım Hikmet'i Nazım Hikmet yapan kadındır Piraye.
Aşkın Nazım dilindeki karşılığı.

"Aşkından ölmüşte yine de dönmemiş Nazım'a"...

AŞKIN ÜÇ HALİ

AŞKIN ÜÇ HALİ Paylaşılamayan kadın olarak anılan Tomris Uyar... 15 Mart 1941 yılında hukukçu anne ve baba Tomris Gedik olarak dünyaya g...